6 Mayıs 2011 Cuma

Güneş Klozetime Oturuyor Kabız Bir Ordu Misali

yani bazen
topraktan gelip toprağa gideceğimizi
söylüyor
büyük adamlar,
bizim yerimize karar veriyorlar
yani bazen
duymak istemediğim sesler
etrafımda bir türlü öldürülemeyen
sivrisinek misali gürültü
yapıyorlar
yani bazen
dünyanın uydusunun
ne olduğunu anımsayamıyorum
adımı anımsayamıyorum
yediğim son yemeği
içtiğim son şeyi
son havariyi
en orospu eski sevgilimin
kim olduğunu
anımsayamıyorum
yani bazen
üç bin yıldır bu evin içinde
cirit attığına artık emin olduğum
bu lanet sivrisinekle
mücadele edemiyorum
yani bazen
kadınım yataktan kalkıyor ve
prize, sinekleri öldüreceğine
veya etkisiz hale getireceğine inandığı
bir şey takıyor
güzel kadınım
sivrisinekleri hiçbir şey öldüremez oysa
duvara yapıştığında çıkan
şaşılası miktardaki kan izinden başka

yani bazen
burada yaşamak için
bir neden bulmuyorum
burada ölmek için
bir neden bulmuyorum
aynada suretime bakıp
yaşlandığımı hissediyorum
beyazlayan saçlar
daha da çöken göz altları
ve büyüyen göbekle
küçük çocuklar üzerinde
hala kötü bir izlenim bırakıyorum
yani bazen
bir şiirin yerini
bir aşkın yerini
paranın yerini
suyun yerini
iyi pişmiş bir bifteğin yerini
ne tutar diye düşüyorum
ellerim, kanı çoktan soğumuş
bir et gibi
heyecanını kaybetmiş
bir aşk gibi
dizlerimin üzerinde uykuya dalıyor
yani bazen
katl-i vacip bir hayatın
başka bir afla sokağa
salıverilmesine katlanıyorum
ayaklarım üzülüyor bu odada
bir başına, ağrılar içinde
bir bar merdiveninde
daha bir bira içmişken
yuvarlanıp
kırdığım ayağım
bana bakıp gülümsememekte
yani bazen
öfkeyle vuruyorum sehpaya
kadınımın dehşet dolu gözlerini görüyorum
sen sinirlenince ne yapacağımı bilemiyorum
sen bağırınca ne yapacağımı bilemiyorum
yani bazen
iyi biri olduğumu hissediyorum
kötü biri olduğumu hissediyorum
hissedemiyorum,
ölüyorum
ayağa kalkıp
bi bira açıyorum
oturuyorum ve
seksin hala yapılmış bütün icatlardan
daha önemli olduğu kanaatine
varıyorum

yani bazen
siyatiğim misali
siyasetim azıyor
burada, bu şehirde
burada, bu ülkede
burada, bu evrende
olup bitenler
ölüp gidenler
bir hiç uğruna, bir hiç gibi yaşayıp
bir hiç gibi doğup, büyüyüp, okuyup
ve ölüp gidenler
ağrıma gidiyor
aşklar bir anda başlıyor
bir anda bitiyor
elbette herkes gizliyor
düzüşebildiğin sürece
sevebileceğini, herhangi birisini
kalbinden çıkan sesin
birisini becerirken
ağzından da çıktığını
yani bazen
sevgi sözcükleri
hayatın yerini tutmuyor,
kapına dayandığında başka bir alacaklı
kalbinden başka verecek hiçbir şeyin kalmıyor
inanç, inançsızlığı eziyor
muhafaza ettiğimiz şeyler
yerini modern köleliğe bırakıyor
yani bazen
bir takım sesler duyuyorum
kalbimde ve zihnimde
ve dudaklarımın arasından çıkan
seslere dikkat kesildiğimde
dehşete düşüyorum

yani bazen
bir tanrı olabilirdim
burada, bu lanet yerde
bacaklarımı sıkıştıran bu battaniyenin
kokan çarşafın
başımı ağrıtan bu iğrenç yastığın
beynimi eriten bu anlamsız mısraların
bugüne kadar yazılmış
bugüne kadar yazdığım
tüm şiirlerin ve
hiçbir anlamı olmayan öykülerimin
bir okunuşta biten ve
bir şekilde asla doğru gelmeyen kelimelerle yüklü
hikayelerin
bir gün, uyandığımda
aynaya baktığımda
yaşlandığımı anladığımda
yalnızlığımı anladığımda
sarhoşluğumu anladığımda
sadece zaman kaybı olduğunu
anlamaktan korkuyorum

yani bazen
yaşamaktan korkuyorum
bir bara gidip tek başıma oturup
gerçekle yüzleşebilmek
hayatla yüzleşebilmek
kendinle yüzleşebilmek
evine, odana
kurumuş sidiğinden izler taşıyan
klozet kapağına baktığında
hala bir şansın olduğunu zannetmek
iyi geçecek bir kaç günü, bir kaç seneye yeğlemişken sen
yani bazen
bu dünyadaki milyarlarca kiracıdan
sadece biri gibi
sadece biri
ve bütün bu yığınlardan başka bir
önemsiz parça, önemsiz başka bir kişi
olduğunu anladığında
yani bazen
eninde sonunda
diğerlerinden farkın olmadığını
anladığında
kendini kanattığında
kanatlarını kanattığında
aşkı kanattığında
hayatını kanattığında
anneni kanattığında
baban seni kanattığında
patronlar seni kanattığında
kadınlarını kanattığında
insanlar seni kanattığında
herkesten biri olduğunu anlayıp
tekrar tekrar
bu şehirlerde doğup
bu şehirlerde ölmeye programlı
tam otomatik bir
hayat makinası misali
kurma kolu çalıştırılmış
bir oyuncak bebek misali
kaçınılmaz sona yaklaştığını
anladığında
yani bazen
bu kelimelerin, hayatın misali
öteki hayatlar misali
bir sonu olduğunu anladığında
pilli bir araba misali
hız limiti içerisinde
yasalara uygun
yaşama telaşı içinde
olduğunu anladığında
yani bazen
işte en kötüsü
yaşamak için bir neden bulmadığında
söylenecek ve
yapılacak hiçbir şey kalmadığında
kurutma işlemine geçen
bir çamaşır makinası misali
içini kurutan başka bir makina olduğunu
anladığında
sessizce uzan yatağına
ve bekle
ve bekle
güneşi bekle
ayı bekle
sahuru bekle
tanrıyı bekle
kitabı bekle
şiiri bekle
aşkı bekle
birayı bekle
boşalmayı bekle
spermlerini sileceğin
peçeteni bekle
ananı, babanı
abini, ablanı
kapıcıyı veya komşunu
çalmadık kapı bırakmayan
dilenci çocuğu
bekle
hepsi gelecek
bir gün karşına geçip
sen son nefesini verirken
sıradan birinin ölümünün
bir önemi olmadığının bilincinde
başka bir mezar daha işgal edilip
başka bir mezar daha boşalırken
bekle
bütün bunları anladığında
güneş ısıtacak içini
böceklerin kemireceği etini
kırgın kemiklerini
gelmişini geçmişini
siktiminin hayatının tüm özetini
güneş ısıtacak kalbini
tazyikli bir su misali
seni metrelerce geriye iten
çevik kuvvet hortumu gibi
kaçırdığın tüm güzel şeyler
cehennemin dibi..

1 yorum:

kırmızı rujlu balık dedi ki...

yani bazen
hayatın özeti belki de cehennemin dibi...