nereye gideceğimi bilmiyorum
yer yuvarlağının tam ortasında
uykuya dalmak üzere olan bir ayyaş misali
kanım, derimin bile inkar ettiği
kusmuk dolu bir torba
nereye gideceğimi bilmiyorum
kocaman ellerim
kocaman kafam
ve ayaklarım
hiçbir yere sığmamakta
ölmek sorun değil
nasıl ayakta kalırım
hep muamma
nereye gideceğimi bilmiyorum
sağımda ve solumda
kafama inen bir cop misali
terör estiriyor üniforma
lime lime edilen bir insan gibi
ölüyor muyum acaba
nereye gideceğimi bilmiyorum
bu gözler daha kaç külün
tablasında öldüğünü izler
bu eller daha kaç şişeyi
bir çırpıda tarihin
boklu sayfalarına gömer
bu insanlar
mühendisler,
bakanlar,
görmeyenler,
işten alıp işten çıkaranlar
aşk diye inim inim inleyen
başarısız kadınlar,
birisine dokunduğunda
bunun mucizevi olduğuna kendini
inandıranlar
apartman yöneticileri,
polisler ve askerler,
telekomünikasyon mucizesi
sevişmeler
ne zaman sona erer
nereye gideceğimi bilmiyorum
bu yaşlanmakta olan el
yaşlanmakta olan yüz
yaşlanmakta olan göz
ve yaşlanmakta olan kalp
daha kaç kere
mezarının tam ortasına
işer
30 Nisan 2011 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder